theme-sticky-logo-alt
Libya Meclisi'nden tarihi onay: 'Türkiye'nin Mavi Vatan duruşunu tahkim eden kritik hamle'

Libya Meclisi’nden tarihi onay: ‘Türkiye’nin Mavi Vatan duruşunu tahkim eden kritik hamle’

Metin Aktaşoğlu / metin.aktasoglu@milliyet.com.tr– Türkiye’nin stratejik vizyonu çerçevesinde attığı adımlar doğrultusunda Libya’da, Doğu Akdeniz’in jeopolitik dengelerini direkt olarak etkileyen kritik bir gelişme yaşandı. Libya Temsilciler Meclisi, Bingazi’de gerçekleştirdiği oturumda, Türkiye ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nı oy birliğiyle onayladı. Meclis bununla birlikte, anlaşmanın daha önce onaylanmamasına gerekçe olarak gösterilen 2020 tarihli ret kararını da oy birliğiyle iptal etti. Bu hamleyle Libya’nın iki rakip siyasi merkezi de Türkiye ile kurulan deniz komşuluğu ve iş birliği hukukunu resmen sahiplenmiş oldu. Bölgede ve uluslararası arenada geniş yankı uyandıran kararın önemini ve potansiyel yansımalarını Savunma Politikası Analisti Turan Oğuz ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Milliyet.com.tr okuyucuları için değerlendirdi.

Bir hatırlatma yapmak gerekirse Türkiye ile Libya arasındaki “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”, 27 Kasım 2019’da İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayiz es-Serrac arasında imzalanmış, TBMM onayının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Anlaşma kapsamında iki ülke arasındaki deniz yetki alanları, 18,6 millik bir sınır çizgisi üzerinden belirlenirken düzenleme, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlandırmasını kapsıyor. Türkiye açısından bu mutabakat, 2011’de KKTC ile imzalanan kıta sahanlığı anlaşmasının ardından bölgedeki ikinci deniz yetki sınırlandırması oldu.

Turan Oğuz anlaşmanın önemine dair, “kritik bir dönüm noktası” ifadelerini kullanırken, “Bu mutabakatla Türkiye, Libya’daki her iki rakip yönetimden de bir anlamda destek almış ve uluslararası meşruiyetini daha da güçlendirmiştir. Özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) kaynaklı ‘meclis onayı olmadığı için geçersiz’ şeklindeki mesnetsiz itirazlar bu adımlarla hukuki dayanağını yitirmektedir. Benzer şekilde, AB ve ilgili çevrelerin yönlendirmeleri de bu kararlarla boşa düşmekte” şeklinde konuşuyor.

NETANYAHU ‘DOSTLARI’ ARASINDA GÖSTERİYORDU… DENGELER TÜRKİYE LEHİNE DÖNDÜ’

“Bu anlaşma, Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinini ve sahadaki stratejik duruşunu tahkim eden stratejik bir hamle” yorumunda bulunan Oğuz, kararın bölgesel dengeler açısından önemini ise şöyle aktarıyor:

Alıntı Metni

“Türkiye bu anlaşmayı imzalarken elindeki hukuki ve siyasi argümanların yeterliliğine güvenmiş, Hafter veya başka bir aktörün tutumundan bağımsız olarak bu süreci kararlılıkla yürütme iradesi ortaya koymuştu. Yani Hafter yönetimi istese de istemese de Ankara bu süreci kararlılıkla yürütme iradesine sahipti” diyen Oğuz, “İki taraflı uzlaşıların sağlanması sahada istenmeyen sıcak çatışmaların da önüne geçerek bir bakıma süreci rahatlatmıştır” vurgusunu yapıyor.

Konunun uluslararası hukuk ve strateji boyutunu değerlendiren Doç. Dr. Emete Gözügüzelli ise bu hamlenin Doğu Akdeniz’deki hukuki statüyü perçinlediğini belirterek “Türkiye Cumhuriyeti Akdeniz’de Mavi Vatan haritasına tartışmasız bir hukuki zırhı Türkiye-Libya anlaşmasıyla özellikle ortaya koymuştur. Bu anlaşma, uluslararası deniz hukuku, uluslararası hukukta anlaşmalar hukuku çerçevesinde sarsılmaz bir boyutta hukuken geçerlidir” ifadelerini kullandı.

Turan Oğuz bunlara ek olarak bu anlaşmayla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de Doğu Akdeniz’deki denizaltı savunma harbi, İHA/SİHA devriyeleri ve Navtex ilanları gibi meselelerde operasyonel esneklik kazanacağının da altını çiziyor:

“Daha önce Batı Libya’da yoğunlaşan faaliyetler ve Doğu tarafında başlatılan eğitim çalışmaları, bu mutabakat sonrasında daha geniş bir operasyonel esneklik kazanacaktır. Türkiye’nin ‘tek Libya’ düsturu, ülkenin her iki kanadını da birbirine yakınlaştırarak hem Libya’nın ulusal birliğine katkı sunmakta hem de Türkiye’nin stratejik hedefleriyle örtüşmektedir.”

Ankara’nın sadece Trablus’la sınırlı kalmayıp Doğu kanadıyla da diyalog kanallarını açmasının stratejik bir dönüşüm olduğuna dikkat çeken Gözügüzelli, Türkiye’nin oyunu kapsayıcı bir zemine taşıdığını vurgularken, “Türkiye’nin Libya politikasında uzun süre Trablus merkezli yönetimle ilişkiler ön plana çıkmıştı. Fakat siyasi ve askeri güç dağılımı Libya’da dikkate alındığında, ülkenin batısıyla ilişkiler yürütülmesinde uzun vadede bazı sınırlamalar vardı. Lakin Türkiye için bu herhangi bir engelleyici faktör değildi. Türkiye’nin gücü, mevcut Libya politikasını daha kapsayıcı bir zemine taşıma potansiyeline sahip bir politika haline dönüşmüş ve bizzat bu eksende üç stratejik sonuç ortaya çıkarmıştır” dedi.

YUNANİSTAN VE MISIR ANLAŞMAYA KARŞI ÇIKMIŞTI

Son olarak yeniden altını çizmek gerekirse Türkiye-Libya mutabakatı, imzalandığı günden bu yana Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları tartışmalarının önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Yunanistan, anlaşmanın kendi münhasır ekonomik bölgesini ihlal ettiğini savunarak mutabakata karşı çıkıyor. Hatta Yunanistan Dışişleri Bakanı Gerapetritis’in onay sürecini engellemek ya da hiç olmazsa ertelemek amacıyla bu ay Bingazi’ye giderek Halife Hafter ile görüştüğü belirtiliyordu. Bunun yanında Mısır da anlaşmayı tanımayacağını açıklayan ülkeler arasında. Kahire yönetimi, 2020 yılında Yunanistan ile kendi deniz yetki alanları anlaşmasını imzaladı.

AB ise mutabakatın üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini ileri sürüyor ve anlaşmanın bu ülkeler açısından hukuki sonuç doğurmadığı görüşünü savunuyor. Sonuç olarak Libya Temsilciler Meclisi’nin onayı, böylece yalnızca ülke içindeki siyasi tartışmalar bakımından değil, Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları mutabakatına yöneltilen itirazlar açısından da önem taşımakta. Lakin bu gelişmenin, anlaşmaya karşı çıkan ülkelerin hukuki itirazlarını kendiliğinden ortadan kaldırdığı anlamına gelmediği de dikkate alınmalı.

Bu bağlamda da bir analiz yapan Turan Oğuz’a “Anlaşmaya başından beri mesafeli duran AB ve ABD, Doğu ve Batı Libya’nın ortak kararından sonra bu mutabakatı tanımak zorunda kalacak mı?” diye sorduğumuzda şu yanıtı veriyor:

Alıntı Metni

Doğu Akdeniz’deki enerji güvenliği krizinde Avrupa ve Batılı şirketlerin Türkiye’yi göz ardı edemeyeceğini belirten Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, bölgedeki adalardan kaynaklı tek taraflı askeri ve hukuki dayatmalara dikkat çekerek “Dolayısıyla bu tarafların hukukun tarafı olması elbette mümkün değildir. Bugün hukukun tarafı olmadan adaların silahlandırılması yönünde elbette tavır izlendiği görülmektedir. Ancak enerji güvenliği gibi bir meselede ilgili taraflar, şirketlerin çıkarları, riskler, enerji güvenliğinde elde edilmesi gereken güvenli kaynak ve güvenli erişim noktasında büyük şirketlerin ve Avrupa devletlerinin beklentileri ön plana çıkıp yoğunlaştığında; bu taraflara bizzat Türkiye’siz Avrupa güvenliğinin çok da söz konusu olamayacağı baskısını oluşturması, elbette ilerleyen dönemde gündeme gelebilecek bazı atılımları da bize göstermektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye ile Libya arasında kritik imza! Deniz yetki alanlarının sınırına dair mutabakat zaptı onaylandı

15 49.0138 8.38624 arrow 0 arrow 0 4000 1 0 horizontal https://narlidereilkhaber.com.tr 250 0 1